Ferit Genç
sosyolog.ferit[@]hotmail.com
Merhaba, ben Ferit Genç. 21 Temmuz 1989 Bitlis doğumluyum. İlköğretim, ortaöğretim ve lise eğitimimi Bitlis’te tamamladım. Şu anda Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim.
Yazı hayatıma geçen sene Kitaphaber adı altında birkaç arkadaşın ortaklaşa başlatmış olduğu bir grup çalışmasıyla bende aralarında yer edinmiş oldum. Yaşadığım psikolojik yalnızlıktan kurtulmak amacıyla kitaplar okuyup kendimce yeni kahramanlar oluşturmayı hedeflemek istedim. Oluşturduğum kahramanlıklar bende daha çok merak uyandırmayı sağladı. Ve böylece git gide 43 numaralı ayakkabımla 43 plakalı Kütahya sokaklarını arşınlamaya başladım. Bazen soğuk esprilerin en hayır kısmında sağanak yağmurun ıslaklığıyla dokunurum kancık klavyeme. Yazı merakım beni böylece 3 web sitesinde olmakla birlikte çeşitli dergilerde de ara sıra yazılar yazmama sevk etti.
En sevdiğim söz: ‘‘Neden hayallerinizi sürekli erteliyorsunuz?’’...........
etiketler: ferit genç aşk şiir Gittin.
Bütün art niyetlerini kendi eteğinde toplayarak ve ardına bakmadan gittin. Artık senden sonra her şey küçülüyor, küçüldükçe de artık birbirlerine benzemeye başlıyor bütün yollar, dağlar, denizler… Küçüldükçe her şey birbirine benziyor artık ve benzeyenler yok oluyor senden sonra geride kalanların ardından. Sende, bende küçülebilecek misin bilmem ama küçülüp yok olma ihtimalini bekliyorum kendi içimde.
Mesela düşünürüm bazen yok edebilecek miyim seni kendimde? Küçücük bir kentte yaşanan koskoca hayallerin içinde seni ve sevgini, hayatın herhangi bir zamanın diliminde hangi akrep ile yelkovanın açısında çoğaltabilirim seni? Hangi açı ile seni kendimde unutturmaya yettiğine bakarım. Çünkü klişesiz bir beraberlikti bizimkisi. Etrafımda gördüğüm bütün insanlarda bir parça da olsa seni görmek ve yüreğimin her zamanki gibi irkilmesi.
Hayallerinle, hayaller kurmaktı/r bütün senaryolarım. Bir insan daha yaşanmamış düşlerle ne kadar avutabilir ki kendini? Bütün yaşanmışlıkları ve yaşanmamışlıkları bir hayale sığdırıp senaryosunu tekrar tekrar izlemek. Ve artık karabasan düşlere dönüşen düşlerime dönüşmek. Belki de yaşananların yaşandığı kentte bir düşten ibaret olan kent.
Gittin.
Masum bir çocuk edasıyla, dudağıma kondurduğun son öpücüğün. Asla doyamadığım öpücüklerine rağmen benden kaçırdığın bakışlarının ardından umut ve korkunun artık bende hiçbir anlam taşımadığı bir dünya da, varlığınla alevlenen yaşama sevincimin yerine boynunu eğmiş, donuk ve şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığa bırakıp gitmen.
Biliyorum bulunduğun yer çok uzaktır bana ve sen şuan bende üşüyorsun/dur. Acıların dibe çöker ve soluksuz kalacak gecelerin başlamıştır. Bu yüzden benzemesin sana soğuk. Biz artık aynı gezegende ve hayatı yamalı yaşıyoruz. Hayat içimizden geçiyor soğuk ve savuruk bir şekilde.
Bütün düşlerimizi kendi ellerimizle yontup küçülttük. Çok büyük gelmişti hayallerimiz ve bedenlerimize sığmaz olmuştu. Böylece anılarımızı kısacık sevdalarda yaşamaya çalıştık. Her gidişlere el salladık gidenlerin bir gün olmayacağımızı düşünerek. İki yalnız yıldız gibi boşlukta durup kendimize acı çektiriyoruz. Basit ve kurgusuzca bir senaryonun oyuncuları gibi.
Sergilediğimiz bütün eylemlerimiz önceden yazılmıştı. Geçirdiğimiz saatler, günler, haftalar ve aylar hepsi birer senaryonun birbirimiz için uyarlanan bir dekoruydular. Hep bilindik aşkları, gülmeleri ve ağlamaları ezberliyorduk ve yaşanmışlıklarımıza dönüp ağlıyorduk. Tıpkı bizden önce ki yaşayanlar gibi.
Hatırlar mısın yaşanmamış bir senaryonun hayalini nasılda kurmuştuk. Tadı hala damağımda duruyor, toprağına damlayan terin. Hangi yollara yolcu olacağımız… Yol gidecekti, biz uzayacaktık. Yolun bizi götürdüğü yere gidecektik Yol nereye biz oraya. Yorulacaktık. Durduğumuz her yerde inip caddelerde yürüyecektik. Düşlerimizde şarkılarımızı diş aralıklarımıza saklayacaktık.
Gittin.
Gittiğinden beri senden sonra paslı akşamlar gördüm ben. Geceler/im sırdaş gündüzler/im düşman kesildi bana. Güneşi görmeden ay’ın yansımasında aradım seni. Hayat, artık çark etmez olmuştu. Paslanmış bir saati anımsatıyordu geçmeyen geceler. Ekmeklerimin küf koklamasıyla başlamıştı hoşnutsuzluğumun başlangıcı. Ne diyordu Mungan: ‘‘Ağzımdaki sigara kokusundan benzim kalkmıştı artık. Gün boyu hiçbir şey yapmadan kulak kabarttığım bir saatin tik takları gibi tekin olmayan göğü kaplıyordu zaman.’’ Şarkılarım kanayan yaralarıma merhem gibi geliyordu. Ekim’in rüzgârlarında vuruldu düşlerim. Düştü ve paramparça oldu.
Bitti
Mevsimler geçti sevgilim acılar bitmeden. Bizi kuru yapraklar gibi savururken bir yana Ekim’in rüzgârları, yeniden birleştirir bazen bir sokak arasında ki bir göz kaymasında. Oysa çoktan sönmüştür gözbebeklerimizdeki o eski ışıklar. Şimdi aynı gökyüzünün altında yaşıyor ve gözyaşlarımız başkaları için dökülmekte.
‘‘Aşk bitti, soldu şiir’’ (M.M)
O zamana dek benim olan liman, bir başkasının sığınma evi olmuştur artık…
Son Güncelleme 26 Ocak 2012 | 10:33