etiketler: evren baba hanzala genç yazar on5yirmi5 Yavaş yavaş damlayan suyun sesi vardı kulaklarında. Gecenin karanlığını aydınlatan Ay'ın, gözlerini doldurduğu gibi damlama sesleri de kulaklarını dolduruyordu. Aklındaki bin bir soru işaretine cevap arıyordu. Birazdan tişörtünü giyip sahneye çıkacak ve Hanzala olacaktı. Peki ya kısa bir süredir tanıdığı Hanzala aslında neydi? Tam olarak kimdi? Neyin nesiydi? En başındaysa niçindi? Aslında cevapları kısmen biliyordu. Yani herkesin bildiği kadar… Herkesin araştırıp bulabileceği kadar o da biliyordu. Ama ona göre "Hanzala" o değildi. O Hanzala'nın okuduklarından çok daha fazlası olduğunu anlamıştı. Okudukları ne kadar doğru olsa da o Hanzala'nın sadece yazılanlardan ibaret olmadığını gayet iyi biliyordu.
Bir anda bir ses duydu. Sanki bir şeyden korkmuş gibi irkildi. Bu ses ona hiç de yabancı değildi aslında. Bu sesi duyunca sahne sırasının ona geldiğini anladı. Sahneye çıkma sırası ondaydı. Cevapları bulma ve soruları başkalarının aklına kazıma vakti gelmişti. Ufak bir telaşa kapılmıştı. Hemen çeşmeyi kapadı, ellerini kuruladı ve tişörtünü giydi. Şimdiyse sahneye yetişmeliydi. Lavabodan çıkıp koşmaya başladı. Hem düşünüyordu hem de koşuyordu. Koşarken düşünmeye fazladan vakit ayırma hevesinde değildi. Çünkü; sahneye yetişmeliydi. Olabildiğince hızlı koşuyordu. Belki, Hussein Bolt'tan bile hızlıydı ve işte sonunda sahneye varmıştı. Hanzala'yla ilgili olan sinevizyon gösterisi lavaboda kulağına çalınan müzik eşliğinde devam ediyordu. Perdenin arkasında duran, birazdan önüne Hanzala olarak çıkacağı tahtaya baktı. Hala düşünüyordu. Ama şimdi düşünme değil, Hanzala olma vaktiydi. Tam bir Hanzala olabilmesi için ufak tefek eksikleri halletmesi gerekliydi. O da bu yüzden kolundaki saati ve bilekliği çıkardı ve ceplerini boşalttı. Cep telefonunu, cüzdanını ve kolundan çıkardıklarıyla bütün eşyalarını poşete koydu. Tanıdık birini bulamadığı için, hayatında ilk kez gördüğü bir bayana rica edip eşyalarına göz kulak olmasını istedi. Artık tek başına kalmıştı ve üstündeki tişörtün arkasına basılan, Dünyaya sırtını dönen çocuk Hanzala'nın karikatürüyle tam bir canlı Hanzala olmuştu. Cebindeyse sadece bir tahta kalemi kalmıştı ve artık düşünme vaktiydi. Lavaboda duyduğu o can alıcı müzik, hala devam ediyordu. O da sinevizyonu izlemeye başladı. Birer birer geçen Hanzala karikatürlerine, çizimlerine bakıyordu ve taşlar yavaş yavaş yerine oturuyordu. Soruları artık cevap bulmaya başlamıştı ve sıra belki de cevapları olmayan sorular sormaya ve bu olmayan cevapları bulmaya gelmişti. Belki de sorular o kadar zor ve cevapsız değildi. Belki de çözüm biraz vakit ayırıp cevapları bulmaya çalışmaktı. Sinevizyon bitmişti, perde çekiliyordu, tüm salon sessiz ve karanlıktı. Şimdi gösteri yapma sırası, soru sorma sırası ondaydı. Spot ışıklardan biri tam tahtanın önünü aydınlattı. O da arkası dönük, eller arkada bağlı bir şekilde, Hanzala gibi yürümeye çalışarak tahtanın önüne geldi ve şunları yazdı: "ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK"
Sahne arkasından ise Sezai Karakoç’un o ünlü satırları okunuyordu.
Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak,
Halbuki;
Biz sussak tarih susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki,
Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki;
Bizden kurtulsalar,
vicdan azabından kurtulamayacaklar.
Vicdan azabından kurtulsalar,
Tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar,
Tanrı'nın gazabından kurtulamayacaklar!
Sezai KARAKOÇ
Yazıyı yazdı bitirdi ve geri çekildi. Işıklar söndü ve sahne arkasına geçti ama o hâlbuki o anda donmuştu. Bedeni hareket halindeyken kendisi değildi. Çünkü unuttuğu bir şey vardı. Bir soru daha; Hanzala tamamdı ama ya "FİLİSTİN". En büyük en önemli soruyu unutmuştu.
"ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAKTI. EVET! AMA NE ZAMAN?"
Evet, konuya yukarıdaki küçük ve gerçek öykümle giriş yapmak istedim. Çünkü, nerede olursa olsun, nasıl olursa olsun hep bu tür gösteriler, mizansenler sürekli yapılıyor. Fakat bu mizansenler ne kadar amacına ulaşıyor veya Hanzala’yı ne kadar doğru tanıtıyor. En azından bu durum benim için hala sırrını korumakta. Öncelikle Filistin’in işgali ve Hanzala’dan biraz bahsetmek istiyorum. Çoğunuzun bildiği gibi Filistin 1946'dan başlayarak günümüze kadar yavaş yavaş işgal edilmiştir. Önceleri Kudüs bile Filistin'in elindeyken şimdilerde İsrail işgali altındadır ve Filistin'in Gazze ve Batı Şeria dışında önemli bir toprağı kalmamıştır. İşte Hanzala bu işgallerden ve zulümlerden doğmuştur. Hanzala'nın çizeri Naci El Ali de bu işgal ve zulümlerden payını almış ve 1937'de dünyaya gelen Naci El Ali 12 yaşında sürgün edilmiştir. Daha sonra çizimleri nedeniyle hapse girmiş ve 22 Temmuz'da Londra'da hain kurşunların hedefi olmuş, 29 Ağustos 1987'de de ölmüştür.
Şimdi de Hanzala'nın, aslında tam olarak kim olduğundan, ne olduğundan bahsedelim. Yani baştaki öykümüzde geçen soruları cevaplayalım. Yalnız bu cevaplar araştırıp, okuyup, öğrendiklerinizden biraz farklı cevaplar olabilir.
Hanzala nenesinin kucağına oturup rahatça masal dinleyemeyen çocuktur. Hanzala, istediği gibi hareket edemeyen, dışarıdayken de evdeyken de ölüm korkusuyla yaşayan bir çocuktur. Hanzala, okula gidip okuma yazma öğrenemeyen, istediği kitabı okuyamayan, düşündüğünü söyleyemeyen çocuktur. Aslında herkesin anlayacağı dilden konuşacak olursak; Hanzala elindeki yüzlerce liralık telefonla, ayakkabıyla, kıyafetle hava atamayan, o alışveriş merkezi senin, bu fastfood restoranı benim deyip gezemeyen, okuduğu okulun, kaldığı evin, uyuduğu yatağın, okuduğu kitabın, kullandığı bilgisayarın ve internetin, hastalandığında gittiği hastanenin, yediği çeşit çeşit yemeğin, bindiği araçların ve otomobillerin, kullandığı elektriğin ve suyun değerini, olmadığı için bilemeyen çocuktur. Ama en önemlisini unuttuk. Hanzala'nın ve Filistinli herkesin değerini bilmesi gereken bir şey var ki çok önemli; tabi ki de sinema. Çünkü, Filistinli ve Gazzeli herkes Amerikan filmlerindeki savaş sahnelerini aratmayacak cinsten sahneleri her gün sokaklarda canlı canlı açık hava sineması olarak izlemektedir.
Yukarıda söylediklerimin hepsi sadece Gazzeliler ve Filistinliler için değil, işgal altında yaşayan her millet için geçerlidir. Çünkü işgal altında yaşayan her millet bu acıyı çekmekte ve bu zulmü yaşamaktadır.
Sonuç olarak bakarsak Hanzala sadece 10 yaşında işgal nedeniyle dünyaya sırtını dönmüş bir çocuk değildir. Hanzala yukarıda bahsettiklerimden çok daha fazlasıdır. Yukarıda bahsettiklerim Hanzala'nın onda birini bile anlatmamaktadır.
Son olarak Hanzala'nın yüzünü dönmesini bekleyen birçok kişi vardır. Bunun hayalini kurarak yaşayanlardan biri de öykümüzdeki kahramandır.
Şimdilerdeyse Rabbimden tek dileğim, Gazze'nin ve tüm Filistin'in işgalden kurtulması ve Hanzala'nın yüzünü bizlere dönmesidir. Eğer Hanzala, yüzünü bizlere dönerse ilk yapacağım iş Hanzala'yı yüzü dönük bir şekilde tişörtümün önüne bastırmak olacak.
PEKİ YA… NE ZAMAN?
Son Güncelleme 12 Haziran 2011 | 02:40