Engin Dinç
etiketler: engin dinç inception başlangıç christopher nolan leonardo di caprio rüzgar gülü
İngiliz yönetmen Christopher Nolan’ın son filmi ‘Başlangıç’ (Inception) hem dünya hem de Türkiye’de büyük bir başarı yakaladı ve çok beğenildi. Film ABD ve İngiltere’de gişe rekorları kırıyor. Türkiye’de de daha ilk haftasında yaklaşık 150 bin kişinin izlediği bir film oldu Inception*.
Memento, Insomnia, The Prestige, Batman Begins ve The Dark Knight gibi ses getiren filmlerin yönetmeni Christopher Nolan, son filmi Inception’ın senaryosunun yaklaşık 10 yılda tamamlandığını söylüyor. Nolan, filmin senaryosunu da kardeşi Jonathan Nolan ile birlikte yazmış. Filmde Leonardo DiCaprio (Cobb), Marion Cotillard (Mal), Ellen Page (Ariadne), Michael Caine (Miles), Joseph Gordon-levitt (Arthur), Cillian Murphy (Robert Fischer), Ken Watanabe (Saito), Tom Hardy (Eames) gibi oyuncular yer alıyor ve hemen hepsi de rolünün hakkını tamamıyla veriyor. Filmin konusu ise şöyle özetleniyor:
“Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği herşeye malolmuştur. Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkansız “başlangıç”ı tamamlayabilirse. Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır.”
Buraya kadar filmi genel olarak tanıtmayı amaçladık. Bundan sonra ise Nolan’ın bu filmde ne yapmaya veya anlatmaya çalıştığı üzerine odaklanmak istiyorum. Nolan, film.com’da yer alan röportajında günümüz filmlerinin mesajının çok açık ve net olduğunu, halbuki gizemin de bir pazarlama unsuru olarak kullanılması gerektiğini ifade ediyor. Belirli dozda verilecek gizemli bir fikrin, dengeli bir şekilde verildiğinde seyirciyi sinemaya çekeceğini belirtiyor.
Nolan’ın ifade ettiği bu düsturu, son filminde başarıyla uyguladığı bir gerçek. Inception’da gizemin üst seviyede olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan filmi Matrix’le kıyaslayanlar haklı. Ancak, ben Inception’ın verdiği mesajlar açısından Matrix’ten çok daha başarılı olduğunu söylemek istiyorum. Film, rüya içinde rüyaya giren, bir sürü değişik gerçeklik, sembolizm ve teori içerisinde geçiyor. Fakat Inception’ın gizemi çözüldüğünde ortaya çok net mesajlar çıkıyor. Katman katman rüyalara gizlenmiş mesajlar, filmde sembolik ifadelere yüklenerek anlatılmış. Bu açıdan senaryoda anlatılmak istenen çok net ve başarılı bir şekilde ifade edilmiş.
Filmde rüyalar, enerji şirketleri, mimarlık, totemler ve Cobb’un kendi çocuklarının yüzünü bir türlü görememesi gibi sembollere ve sahnelere büyük anlamlar yüklenmiş. Sembolizm o kadar sık kullanılmış ki, filmde rüyalar için labirentler tasarlayan mimar Ariadne** bile Yunan mitolojisinden bir isim.
Gelelim semboller içine gizlenmiş mesajlara… Öncelikle dev enerji şirketlerinden başlayayım. Filmin başrol oyuncusu Leanordo Di Caprio’nun canlandırdığı Cobb, aslında bir mimardır. İnsanların zihnine girip fikir çalma yeteneğinin keşfedilmesi onun da hayatını değiştirir. Cobb’un ölen eşi Mal da bir mimardır ve bu yeteneklerini geçmişte birlikte kullanmışlardır.
Mal’ın ölümünden sorumlu tutulan Cobb, bir kaçak durumuna düşmüş, kurumsal fikir hırsızlığına başlamıştır. Cobb, Ken Watanabe’nin canlandırdığı Saito’dan –filmde büyük bir enerji şirketinin sahibidir- fikir çalacakken başarısız olur. Bu arada Cobb, Saito’dan, Robert Fischer’in –ki kendisi filmde dünyada tekel haline gelmiş bir enerji şirketinin tek varisidir- zihnine fikir yerleştirme teklifini alır. Filmde fikir yerleştirilecek kişinin bir enerji şirketinin sahibi olması ise asla tesadüf değil. Dikkat edilmesi gereken bir başka öğe de, Fischer’in kendisine enerji alanında dev bir şirket bırakan babasından aldığı rüzgar gülü. Bu rüzgar gülünün de filmde önemli bir sembolik değeri var.
Diğer sembolik tema olan rüyalar ile bu rüyaların filmin kurgusundaki işlevini ıskalamamak gerekiyor. Freud’un psikanaliz teorisi ve bilinçaltı öğeleri ile hipnozla öğrenme yeteneğinin harmanlandığı rüyalara girerek fikir çalma veya fikir yerleştirme filmin temel kurgusunu oluşturuyor. Katman katman rüyalar ve aralardaki geçişler kesinlikle gizemin ta kendisi ve izleyiciyi büyük dikkatle filmi izlemeye zorluyor. Yönetmen Christopher Nolan’ın filminde rüyalara verdiği önemi anlamak için BBC’ye verdiği röportajdaki şu sözlerinin üzerinde durmak gerekiyor: “Rüyaların içinde olduğunuzda size gerçek gibi gelebilir. Biz de bu gerçekliği vermek için rüya sahnelerini gerçek mekanlarda çektik.”
Filmin bir diğer sembolik unsur ise mimarlık. Cobb, Mal ve Ariadne, birer mimar olarak rüyalar için yeni mekanlar tasarlıyor ve bunu da hiç durmadan sürekli olarak yapıyor. Tasarlanan bu mekanlar ise öylesine gerçekçi ki, rüyaya dalanlar bu rüyayla gerçek arasındaki farkı anlamak için kendi yaptıkları totemleri kullanıyorlar.
Totemler demişken, filmde bu totemlerin de sembolik anlamları olduğunu söylemeliyiz. Bu totemlerin de film içinde önemli bir sembolik anlamı olduğunu söylemeliyiz. Filmin en önemli toteminin Mal’dan Cobb’a kalan bir topaç olduğunu unutmayalım.
Filmin en çarpıcı sembolik öğelerinden biri de Cobb’un kendi çocuklarının yüzünü bir türlü görememesi ki, filmin finalinde bu sahneyi gördüğünüzde çok anlamlı bir noktaya vardığınızı anlıyorsunuz.
Şimdi filmdeki bu sembolik öğelerin nasıl kullanıldığına bakalım. Dev enerji şirketleri dünyada fosil yakıt adına ne var ne yoksa tüketmeye ve nükleer enerji gibi tehlikeli enerji türlerini kullanarak dünyayı yaşanmaz bir hale sokmaktadırlar. İnsanoğlu ise bu darboğazdan çıkmalıdır. Burada, aynı zamanda mimar olan Cobb ve Ariadne’nin rüyalar için tasarladıkları yeni şehirler, yeni ve yaşanabilir bir dünya kurmanın mümkün olduğunu sembolize ediyor.
Yönetmenin izleyiciye vermek istediği esas mesaj ise dev enerji şirketinin kasasından çıkacaktır. Tüm dünyada tekel haline gelmiş dev enerji şirketinin yeni sahibi Robert Fischer’in aklına yerleştirilen fikrin kasadan çıkan bir rüzgar gülü olduğunu görürüz. Bu da bize, yönetmenin, dünya için gerekli enerjinin gelecekte yenilenebilir enerji kaynaklarından –güneş, rüzgar vs.- sağlanması gerektiği fikrini işlediğini anlatıyor.
Fischer’in beynine bu fikir işlendikten ve bu dev enerji şirketinin yeni yönü yenilenebilir enerji kaynaklarına çevrildikten sonra, Cobb artık rüyalarını kabusa çeviren karısı Mal’ın hatıralarından kurtulur. Ardından da, final sahnesinde karısından miras kalan ve ‘dönen bir dünyaya temsil eden’ topacı çevirerek bırakır. Film boyunca yüzlerini göremediği çocuklarının yüzünü ise final sahnesinde görür. Çocukların yüzlerini dönmeleri ve masanın üzerinde dönen topaç dünyada artık geleceğe umutla bakılabileceğini temsil eder. Nolan, burada da geleceği iki güzel çocuk yüzüyle sembolize ediyor.
Seyirciye muhteşem bir görsel ziyafet sunan bu filmin ardından rahatlıkla Christopher Nolan’ın, artık yaşanmaz hale gelen dünyanın tükenişine karşı insanlığa şu naif uyarıyı yaptığını söyleyebiliriz: Dünyaya yeni bir ‘Başlangıç’ gerek.
*Inception: Filmde yeni bir fikirle yeni bir hayata başlama anlamında kullanılıyor.
** Yunan mitolojisinde Girit kralı Minos’un kızının adıdır. Ariadne, aşık olduğu Thesus’un, hayvan-insan karışımı bir canlı olan Miniatorus’u bulunduğu labirentten bir ip yardımıyla kurtulmasını sağlamıştır.
Not: Filmde Dileep Rao'nun canlandırdığı kimyager Yusuf'un bir müslüman olması da bir tesadüf değil. Zira El Kaide'den mülhem olarak Hollywood'da bütün illegal işlerle ilgilenen kimyagerler birer müslüman olarak tasvir ediliyor.
Son Güncelleme 3 Ağustos 2010 | 13:59