Anasayfa / Yazarlarımız / Bilal Can / Çile Şiiri ve Şair Rikkati

Çile Şiiri ve Şair Rikkati


etiketler: bilal can necip fazıl kısakürek çile çile şiiri çile şairi

Bugün Çile şiiri, Çile şairi dendiğinde akla gelen ilk isim Necip Fazıl Kısakürek’tir. Yazdığı eserler, söylediği sözlerle, savunduğu düşüncelerle bir döneme damgasını vuran Necip Fazıl bu gün bile hala şiirleri ile insanlığa seslenmeye devam etmektedir. Şiirlerindeki eskimezlik, söyleyişindeki kalıcılık, ince işçilik onun büyük şairler arasında olduğunun göstergesidir.
 
Bazı şairler şiiri yazarken bazı şairler ise şiiri yaşar. Bu iki gurup arasında derin uçurumlar söz konusudur. Şiiri yazan ile şiiri yazan arasındaki fark büyük ölçüde ileriye, yani geleceğe seslenme bakımından farklılık göstermektedir. Necip Fazıl da şiiri yazan değil şiiri yaşayandır. Çünkü şiir onda çok farklı anlamlara gelen, bir hayat biçimi, bir direniş hali, bir hayatı anlamadır. Onun da dediği gibi “şiir mutlak hakikati arama işidir”.
 
Çile Şairinin Çile Şiiri
 
Çile şiiri şairin şiirlerini de topladığı bir eser olarak okurların karşısına çıkmıştır. Şairin geçirdiği değişimle birlikte çile onda apayrı bir kelime haline gelmiş, bir yaşam biçimi, bir günlük iş haline gelmiştir. Şiire işlediği bu kelimede şair birinci bölümde şöyle diyor:
 
“Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...”
 
Necip Fazıl bir dava, bir aksiyon adamıdır. Yüklendiği yükün farkında olup bu yükün ondan neler götüreceğini bilerek sırtlamıştır. İçindeki o hakikati bulma telaşı, insanlığa bir hizmet gayesinin getirisidir. Yürüyüş ızdraplıdır ve yollar cam kırıklarıyla doludur. Fakat çile çekmek bir derviş diğergamlığıyla yapılan iştir. Çile ile insan olgunluk dediğimiz kemalata erer.
 
“Pencereye koştum: Kızıl kıyâmet!
Dediklerin çıktı ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mâvi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.”
 
Çile şiiri Necip Fazıl “beni”nin oluşunu açısından önemli bir şiirdir. İlk dönemlerindeki bohem hayatın aksine artık hayatına sinen metafiziksel olgular onun tasavvufa girmesinden kaynaklanmaktadır. Artık hayata bakış açısı değişmiş ve bunu şiirlerinde de işlemiştir. Bu bakımdan Çile şiiri ele alınması gereken önemli eseridir. Çile şiirinin ikinci kıtasında “pencereye koştum, kızıl kıyamet” demesi onun bir kıyamet imgelemi içerisinde, kıyametin çığlıklar içindeki halinin anlatımıdır.
 
Kıyamet insanoğlu için iki çeşittir. Birincisi kendi kıyameti yani ölümüdür. Ki kişi öldüğünde onun kıyameti kopmuştur. İkincisi ise bize İslam dinin getirisi olan Kıyamet Günün geleceğine imandır. Bu büyük kıyamettir. Dünyanın ve dünyadaki her şeyin sonu anlamına gelmektedir. Sonsuzluğu mavi bir tülbente benzetmesi ve Azrail (a.s) bir avcıya benzetmesi ölümün gerçeğini göstermek içindir.
 
 
“Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna "yok"un,
Kustum öz ağzımdan kafatasımı.”
 
“Ölmeden önce ölünüz” sözü Müslümanlar için ölüm gerçeğini hatırlatan ve ölüme bir hazırlık anlamı taşıyan mihenk taşlarından bir tanesidir. Necip Fazıl’da bunu “ateşten zehrini tattım bu okun” diyerek ölüm meleği olan Azrail (a.s)’i bir avcıya benzetmiş bir önceki mısrada, bu mısrada da onun attığı okun tadına baktığını anlatmıştır.
 
“Bir bardak su gibi çalkandı dünyâ;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikât, al sana rûyâ!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!”
 
Bu mısrada Necip Fazıl kıyameti tasvir etmektedir. Zelzeleler halinde olan dünyanın artık sonu gelmiştir. Bütün dünyalık işlerin sonu, bütün amaçlar bitmiştir. Kıyametin kopmasıyla akıllı olan ve sarhoş olanın farkı gözükmüştür. Yani kıyamet kopuncaya kadar kim neler biriktirmiş buna göre bir isimlendirme yapmıştır Necip Fazıl. Burada insanın kendi ölümünü de anlayabiliriz. Yani kişinin kendi ölümüyle kopan kıyameti.
Son Güncelleme 18 Şubat 2012 | 08:32




  • Yorumunuz:

  • ÖzlemGüneş
    necip fazıl şiiri için direniş hali demişsiniz tebrik ederim..Evet Necip Fazıl bir direniş şairidir..nefsiyle dünyayla zalimle zulum ile..direnişi hiç mağlub olmamıştır..bu dik duruşu onun şiirlerinin hala okunmasının yegane sebebidir..Necip fazılın hayatını ikiye ayırabiliriz zikrettiğiniz gibi..Tasavvuf öncesi ve sonrası..Ellerinize sağlık üstad..
    18 Şubat 2012 12:36