Özgürlüğümüz


Abdulvahid Sipahioğlu

  • Önceki Yazıları
  • 28.Eyl : Özgürlüğümüz köşe yazısı
etiketler: abdulvahid sipahioğlu özgürlük

Özgürlük bugünlerde en çok duyduğumuz kelimelerden birisidir. Dünya halkları bu kelimenin peşine koşturup bir bir ayaklanırken biz onların hâlini işin içine katmadan kendi dünyamız için bu kelimenin nasıl bir anlam taşıyabileceğini tartışalım biraz.
 
George W. Bush 2004 yılında İstanbul’da yapılan NATO zirvesinde sırtını Ortaköy’ün Büyük Mecidiye Camii’ne vermiş ve şu sözler dökülmüştü ağzından: ‘’Özgürlüğün tüm dünyanın geleceği olacağına inanıyorum.’’ Bu sözler yukarıda değinmeyeceğimizi söylediğimiz halk ayaklanmalarını daha çok ilgilendiriyor gibi görünse de İstanbul’un veya Anadolu’nun herhangi bir köşesindeki herhangi bir genç de bu sözlerden bir şekilde etkilenmektedir.
 
Batı toplumları yarım asırdır özgürlük kavramı üzerine tartışıyorlar. İnsanların nasıl özgür olabileceği sorusun cevabı bir diktatörden kurtulmak olduğu kadar bir babanın oğluna ne yapması gerektiğini söyleyememesi de olabiliyor. Aslında toplumların yaşadığı değişimleri bir boyutuyla bireyler de bizzat kendi hayatlarında yaşıyorlar. Toplumlar kendilerini kimin yöneteceğine karar verirken birey de kendine kimin emredebileceğini veya kimin nasihatte bulunabileceğini belirliyor. Dolayısıyla hem toplum bazında hem de birey bazında birbiriyle dirsek teması hâlinde sürekli bir değişim var diyebiliriz. Bu bağlam içerisinde ABD başkanının özgürlük ile ilgili açıklaması tetikleyeceği olaylar zinciri ile hem bir ülkeyi hem de bir evi vurabilir.
 
Fransız devriminden sonra yönetimi elinde bulunduran Jakobenler; kendi uyguladıkları terörü zorbalığın karşısında özgürlüğün zorbalığı olarak niteleyip kendi kurdukları düzene uymamayı özgürlük düşmanı ilân etmekle kendilerinden geriye pozitif özgürlük kavramını miras bırakıyorlardı. Sovyet devriminde de şiddetli bir şekilde görüldüğü üzere insanları zalim despotların elinden kurtarmak için yola çıkanlar birden kendi kurdukları düzenin zorbaları oluveriyorlardı.
 
Pozitif özgürlük anlayışının kötü sonuçlarını gören 20. asrın liberalleri, bunun karşısında başka bir özgürlük tanımı geliştirdiler: Siz insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyemez ve onları doğrulara yönlendiremezsiniz. Bir devlet ya da bir baba olmanızın hiçbir önemi yoktur. İnsanlar kendilerine hata yapma şansı verilmesini isterler ve hayırlı yolun hangisi olduğunu kendileri kendi başlarına bulmak isterler. Dolayısıyla onları kontrol altına alacak kanun, kurum, nasihat ya da başka bir araç ortaya koymak özgürlükleri kısıtlamak anlamına gelir. Bu, negatif özgürlük tanımıdır ve son derece hayatî bir tanımdır. Çünkü böylece ortaya çıkan; yeryüzünde herhangi bir ölçü tanımayan bir aklın insanı da ölçüsüz olarak algılamasıdır.
 
Siz bir abi, abla, anne ya da baba olarak sorumluluğunuz altındaki insanları yanlış yapmaktan alıkoymak istersiniz. Buna karşılık onların size, kendi hayatlarının kendilerini ilgilendirdiğini ve sizin her kim olursanız olun onların hayatına karışma hakkınızın olmadığını söyledikleri gün bu özgürlük anlayışı evinize kadar girmiş olacaktır.
 
Sizin bir kardeş, evlat ya da her hangi birinin bir şekilde sorumluluğu altında iken size doğruyu görmeniz veya hatanızdan dönmeniz veya başka bir sebeple verilen nasihate; benim hayatım sadece beni ilgilendirir dediğiniz zaman bu özgürlük tanımı sizin zihin dünyanıza kadar gelmiş demektir.
İnsan ne zaman yaptıklarının sorumluluğunu üzerine alabilir, ne zaman kendi hayatı için kendi başına karar alabilir veya insan bir başka insanın sorumluluğu altına girebilir mi? Bu sorulara cevap vermek yakın bir zamanda çok karmaşık bir mesele hâlini alabilir. Bir gencin kendi başına iş yapmak isterken takındığı asi tavır duygularının değil akl-ı selîminin ürünü olacağı zamandan bahsediyoruz. Yani başında kavak yelleri esmemesine rağmen ve kanı da deli akmıyorken bir ailesinin olmasının kendi hayatı için bir anlam taşımayacağı zamanlardan bahsediyoruz. Ve daha da kötüsü bir baba veya anne için burnuna kadar çamura batmış evladının kendisini ilgilendirmediğini söyleyeceği zamanlardan.
 
Batı toplumları yaptıkları özgürlük tanımlarının gereğini ziyadesiyle yerine getirdiler. Ve insanları ayakta tutan bütün unsurları onları özgürleştirmek adına ortadan kaldırdılar. Sonuç? Herkesin söyleyebileceği gibi çöken yozlaşan toplumlar. Ama onun öncesindeki ilk sonuç; insan denen emanetin hiç de emin ellere teslim edilmesidir. Şimdi bizim coğrafyamızın üzerine hızla yığılan bir tehlike olarak ya da bizi dünyanın en büyükleri arasına sokacak bir güç olarak da görebiliriz özgürlüğü. Bu bizim; meseleyi nereden, nasıl değerlendirdiğimize veya hakikaten değerlendirebilecek durumda olup olmadığımıza bağlıdır.
 
İnternet yoluyla bize bahşedilen her şey hakkında konuşabilme özgürlüğü, bize tanıtılan hayatlarda namus gibi dertleri olan babalara karşı dilediğini yapma özgürlüğü, kalabalıklaşan sokaklarda bizi tanıyan kimsenin olmadığı yerlerde içimizde sakladıklarımızı dışarı saçma özgürlüğü ve daha niceleri. Kısa bir yazıda verdiğimiz kısa bir tarihle bugüne taşınan aslında insanlığın her dönem bir şekilde bulup, uygulayıp perişan olduğu özgürlük anlayışı bugün bir kez daha dünyayı kuşatıyor. Biz ise baharlar ve devrimler arasında yaşayacağımız kışa doğru hızla ilerliyoruz. Bunların karşısında çözümler konuşulmalı hem de gençler tarafından ve acilen. Tedbirler ve öneriler sıralanmalıdır.
Aile kavramının, toplumun gelenekler yoluyla bugüne taşıdığı kurumların, istişare kelimesinin, söz söyleme hakkının vs. altının nasıl doldurulduğu bu açıdan önemlidir. Aslında saydığımız bu maddeler yan yana gelmeye çok da alışık olmayan hususlardır. Her biri için ayrı ayrı yazmak ama burada belirtilen meseleyle yakalanacak bütüncül bakışla yazmak gerekir.
Son Güncelleme 28 Eylül 2011 | 16:51




  • Yorumunuz:

  • melek
    çok güzel tespitler tebrik ederim..
    17 Aralık 2011 17:21
  • selam
    mükemmel bir yazı olmuş tebrikler
    29 Eylül 2011 14:43
  • selam
    mükemmel bir yazı olmuş tebrikler
    29 Eylül 2011 14:36