İki Dil Bir Bavul


etiketler: zeynep zelan

“Dediğimden hiçbir anlamıyorsunuz değil mi? Anlamıyor musunuz hiçbir şey? Öyle gülüyorsunuz. Ben de sizi anlamıyorum zaten…”

Böyle diyor Emre öğretmen yeni atandığı köyde tek kelime Türkçe bilmeyen öğrencilerine. Belki onlar da ona aynı cümleleri sarf ediyor, ama o da anlamıyor. İki Dil Bir Bavul, genç yönetmenler Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın bol ödüllü ilk uzun metrajlı film çalışması. Yarı belgesel yarı kurgusal nitelikte çekilmiş film, İran filmi tadında bir doğallığa sahip. Yer yer ironik ve en çok da herkesin kendi payına ders çıkarması gereken bir yapım. Açılım tartışmalarının ülke gündeminden düşmediği, yıllardır birbiriyle mücadele eden tarafların artık konuşarak bazı şeyleri çözmeye çalıştığı bir dönemde filmin anlattıkları çok manidar. Yıllardır Doğu-Batı demeden pek çok coğrafyadan öğrenciye Türkçe öğretmeye çalışmış bir babanın kızı olarak Emre öğretmenin yaşadıklarının bu ülkenin fazlasıyla gerçeği olduğunu söyleyebilirim.İki Dil Bir Bavul, dünyanın pek çok yerinde yaşanan anadil sorununa farklı bir açıdan yaklaşıyor. Konusu ise şöyle: Türk öğretmenin, uzak bir Kürt köyündeki bir yılı... Öğretmen Kürtçe bilmez, çocuklar Türkçe. Öğretmen ilk kez gördüğü bu coğrafyada, bir yılını çocuklara Türkçe öğretmekle geçirir. Bir yıl boyunca öğretmenin farklı bir topluluk ve kültür içindeki yalnızlığına, çocuklar ve köylülerle yaşadığı iletişim problemine, çocuklardaki değişime tanık oluruz. Bu süreç boyunca öğretmen ve çocuklar birbirlerini yavaş yavaş tanımaya ve anlamaya başlarlar.

Film ekibi, Denizlili öğretmen Emre Aydın’ın, Urfa’nın Siverek ilçesinin Demirci Köyü’ne atandıktan sonra, köydeki bir öğretim yılını, yaşadıklarını, hissettiklerini, çocukların kendilerine özgü dünyalarını; okulun başladığı ilk gününden son güne dek süren çekimleriyle anlatıyor. Emre Aydın, köyün gerçek öğretmeni. Filmin genç yönetmenleri Eskiköy ve Doğan, ‘Kürt sorunu’ diye tanımlanan konunun nerede başladığını, bir öğretmenin ilk kez tanıştığı Kürt kültürüyle kurduğu ilişkiyi de göz önüne alarak göstermek amacıyla köy köy gezerek konuya uygun köy ve öğretmen aramışlar. Sonunda Emre Aydın’la tanışmışlar. Yönetmenler tanışma öykülerini şöyle anlatıyor: “Öncelikli amacımız yeni atanan bir öğretmen bulmak olduğu için 2007 yılında Urfa’nın ilçelerinde yeni atananları beklemeye başladık. Emre, öğretmenevinde mutsuz bir şekilde oturuyordu. Çok iyi puan aldığı halde tercih etmediği bir yere atanmıştı.” Eskiköy ve Doğan, Aydın’ın ve köylülerin de olurunu alarak, ‘İki kültürün 30 metrekarede birbiriyle iletişim kuracağını’ gösterecekleri belgeselleri için işe koyulmuş. “Diğer insanları ve hayatları anlamaya yardımcı olmak için, küçük hikâyelerden yola çıkarak, evrensel konuları ele alan filmler yapıyoruz” diye özetliyorlar meramlarını.

Yönetmenler filmde yakaladıkları doğallığın sırrını şöyle açıklıyorlar: “Kimseye bir şey sormadık. Kaydedildiklerini biliyorlardı, bizden bir zarar gelmeyeceğini de anladılar. Karşılıklı iyi niyetle yakalanmış bir doğallık ve gerçeklik var filmde. Dil sorunun herkes farkında. Köylüler de, öğretmenler de, çocuklar da. Herkes kabullenmiş durumda. Çözüm, çocukların Türkçe’yi ilkokulu bitirmeden öğrenecekleri yolunda. Ülkenin batısındaki bir okulda, bir çocuk en çok dört ayda okumayı yazmayı söker, temel matematik işlemlerini, hayat bilgisi derslerini görürken Kürt çocuklar bir senelerini sadece okuma ve yazmaya ayırdılar. Bunlardan ancak birkaç tanesi gördüğünü okuyabildi. Tabii, anlamını bilmeden.”

Sadece dil sorunu değil, yaşanılan coğrafyanın zorlu kış koşulları, sık sık elektrik ve suyun kesilmesi, yoksulluk, yalnızlık, aileden uzak kalma gibi problemleri yaşayan Emre Öğretmen, Türkiye’nin pek çok yerindeki köy öğretmenlerinin de hayatlarını gözler önüne sermiş oluyor. Filmde öne çıkan oyunculardan Zülküf’ün babasıyla Emre öğretmenin arasında geçen konuşmalar da aramızdaki iletişimsizliğin boyutlarını çok açık biçimde gözler önüne seriyor. İronik biçimde Zülküf’ün babası, geçmişte iş bulmak için doldurduğu iş formuna yabancı dil olarak “Türkçe” yazmış. Şimdilerde doğuda açılan yeni iş alanlarına yabancı dil olarak “Kürtçe” bilme şartı aranmıyor mu?

Doğal ayrıntılara seyirci sömürülmeden yalın bir biçimde yaklaşıldığı, günlük yaşamın belgesel tadında müdahalesiz yansıtıldığı, mesajını kör gözüne parmağım vermeden, olanı göstererek aktaran bir film İki Dil Bir Bavul. 


 

Son Güncelleme 23 Ekim 2009 | 14:46




  • Yorumunuz:

  • Berfin
    Filmde tezatlar çok güzel verilmiş...andımız yazılırken tahtaya öğrencilerin kendi ülkelerinde Türk olmanın ayrıcalık olduğu klişesi kazınıyor akıllarına...Ne Mutlu Türküm Diyene...Bu sözler Biz Neyiz? sorusunun başlangıcı aslında...
    7 Ocak 2010 19:23
  • Neriman
    Film;herkesin Kürt sorunu diye tanımladığı şeyin aslında bir sonuç olduğunu ve bu sorunun temelinde yatan bazı sebepler olduğunu çok açık bir şekilde ifadesi...
    7 Ocak 2010 19:18
  • ahmet
    merak ettiğim bir şey var öğretmen rolünü oynayan gerçekten öğretmenmiş acaba onun oynamsına milli eğitim bakanlığı izin verdimi çünkü kendisi sonuçta bir memur ve memurların bu tür işlere izinsiz girmesi biraz zor hatta bildiğim kadarı ile izin diye bi şey yok
    30 Aralık 2009 10:25

En son sümeyyeak.

EditörKiBu farklı yorumlar istediğinize göre tutturamadık heralde :((((


En son b.en.pro

Dün format attım kendime, ama değişen bir şey olmadı. Meğer shadow copy yapmışım :)