twitterfacebook

İlmin Kapısı Hz. Ali

ilmin kapısı hz. ali
Hz. Ali, Hz. Muhammed'in (SAV) amcasının oğlu ve İslam Devleti'ni 656-661 yılları arasında yöneten dördüncü İslam halifesidir.

İslam peygamberi Hz.Muhammed'in amcasının oğlu, onun elinde büyüyen ilk çocuk, damadı ve ev halkındandır.

Cennetle Müjdelenen On Sahabe'den (Aşere-i Mübeşşere) biri, Dört Büyük Halife'den (Hulefa-i Raşidin) dördüncü ve sonuncusudur.

İlk dönem İslam kaynaklarının birçoğunda, Ali Kabe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir.

Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir, bununla birlikte Ali, Hz.Muhammed'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür.

Hz.Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslamiyet'e davet etmeye başladığında, Ali bu daveti kabul eden müttefiken ilk erkektir.

Hz.Muhammed, Medine'ye hicret'i emrettiğinde, onu Mekke'lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak Müşrik'leri kandırması için Mekke'de bıraktı.

Ali görevini tamamlayıp Hz.Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Hz.Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya layık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi.

Ali, Hz.Muhammed komutasındaki İslam Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti.

İslam Devleti'nin üçüncü halifesi Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslam Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk savaşlar (İlk Fitne) patlak verdi. Kufe'de bir camide ibadet ederken Hariciler'den Abdurrahman Mülcem tarafından saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü. Kufe yakınlarında toprağa verildi.

Ali, İslam Dünya'sının hemen her yerinde, imanı, adaleti, ülke yönetimi, dürüstlüğü, savaşçılığı, cesareti ve ilmi ile tanılır, anılır. İslam Tarikat'larının hepsi, kökenleri olarak Ali'yi gösterirler ve onun soyundan geldiklerini iddia ederler. Ali İslam tarihinde üzerinde en çok tartışılan şahsiyetlerden biridir.

Doğumu ve Çocukluğu

Mekke'de, Fil Yılı'nın (Amm’ul- Fil) 30. ayının 13. ya da Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kabe’nin içinde dünyaya geldi (M.S. 599).

Annesi Fatıma Ali'yi doğurmak üzere iken Kabe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır. Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma'nın kucağında bir erkek çocuğu vardır.

Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Hz. Muhammed herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve Ebu Talib'in evine kadar kucağında taşır (o sıralarda Hz.Muhammed eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte amcasının evinde kalmaktadır ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır ).

İsmi

Bebeğin ismini kimin verdiği konusunda iki farklı görüş vardır; birincisi Ebu Talib'e bu ismin ilham olduğu, daha çok kabul gören ikincisi ise bebeğe bu ismi Hazret-i Muhammed (Sav)'ın verdiğidir.

Annesi

Ana madde: Fatıma bint Esed

Ali'nin annesi, Hz.Muhammed(s.a.v.)'in dedesi olan Abdülmuttalib'in (Şeybe bin Haşim) kardeşi olan Esed bin Haşim'in kızıdır.

Abdülmuttalib öldüğünde, Hz.Muhammed'e annelik eden onu koruyup kollayan ve İslam Peygamberi'nin ilk eşi Hatice bint Hüveylid'den ardından müslüman olan ikinci kadındır.

Babası

Ebu Talib bin Abdülmuttalib

Ali'nin babası, Kureyş'in mutlak liderliğini babası Abdülmuttalib'den (Şeybe bin Haşim) devralan Ebu Talib idi.

Ebu Talib, dedesinin ölümü sonrası kimsesiz kalan Hz.Muhammed'i himayesine aldı ve ölümüne dek (43 yıl boyunca) himayesini sürdürdü.

Hz.Muhammed (s.a.v )peygamberliğini ilan ettiğinde ise Kureyş, Ebu Talib'in ölümüne değin, kendisinden çekinmiş ve Hz.Muhammed'e zarar vermeye cesaret edememişlerdir.

Çocukluğu

İslam ansiklopesinde yer alan bilgilere göre; Hz Ali'nin çocukluk dönemi, İslâm peygamberinin çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Fatıma bint Esed'e de anne diyorlardı.

Bu ortamın, onun yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur. Hz.Muhammed büyüdüğünde, bir kuraklık Mekke'yi sarmıştı, amcasının birer çocuğunu kendi yanlarına alarak onun ekonomik sıkıntısını hafifletmek istediğini bir diğer amcası Abbas'a bildirdi ve Abbas Cafer'i, Hz.Muhammed'se Ali'yi büyütmek üzere yanlarına aldılar.

Ali, hutbelerinin, sözlerinin ve emirlerinin toplandığı kitabı olan Nechül Belağa'da o günleri şöyle anlatır:
"Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi."

Yine dönemin bir başka kaydına göre, Hz.Muhammed, Ali'yi omzuna alır Mekke'nin dağlarında, vadilerinde ve sokaklarında dolaştırırmış.

Hicret

Mekke'lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok müfessirin görüşüne göre 'Allah-u Teala bu fedakarlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir:

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar.” (Bakara/207)

Hz. Muhammed bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine'ye doğru yola koyulabilmiştir.

İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, Hz.Muhammed'e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Hz.Muhammed'in kızı Fatma'yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine'ye doğru hareket etmiştir.

Medine dönemi

Ali Medine'de devamlı Hz.Muhammed ile birlikteydi.

Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Hz.Muhammed Ali'yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma'yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi.

Eşleri ve çocukları

Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir.

Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı'nda hayatını kaybetmiştir.
Hz. Ali'nin ilk eşi İslam peygamberi Hz.Muhammed'in kızı Fatıma'dır.

Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Muhsin.

Muhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, vefat etmiştir. Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü'l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abuddullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş­tur.

Temim Kabilesin­den Leyla bint-i Mes'ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş­tur: Abdullah ve Ebû Bekir.

Has'amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir.

İslam peygamberinin damadı Ebû'1-As b. Rebi'nin kızı Ümâme de, Ali'nin hanımlarından birisidir. Mu-hammedu'l-Evsat da (Ortanca Muhammed) bu hanım­dan olmuştur.

Havle bint-i Cafer el-Hanefiyye isimli eşinden "İbn-i Hanefiyye" diye bilinen Muhammed isimli oğlu dünyaya gelmiştir.

Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said. Ali'nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur.

Cesareti ve savaşçılığı

Ali, Hz.Muhammed (s.a.v )'in katıldığı tüm savaşlarda sancaktar olarak bulundu. Sadece Tebük seferi'ne Hz.Muhammed'in emri ile Medine'de kaldığı için katılmamıştır.

Bedir Savaşı

Hz.Ali, Bedir savaşında karşı tarafının ordusundan yirmi bir kişiyi öldürdü. Öldürdüğü kişiler arasında Muaviye'nin dedesi Utbe, dayısı Velid ve kardeşi Hanzele de vardı.

Uhud savaşında ise Kureyş'in meşhur savaşçılarından dokuz kişiyle çarpıştı ve muvaffak oldu. Bu savaşta bedeninden yetmiş yara almasına rağmen son ana kadar peygamberin yanında savaştığı ve Cebrail'in, Ali'nin bu fedakarlığını görünce birkaç defa: Zülfikar'dan başka kılıç, Ali'den başka da yiğit yoktur. ('la feta illa ali, la seyfe illa zülfikar'), dediği rivayet edilir.

Hendek Savaşı

Hendek Savaşı'nda, Araplar'ın ünlü savaş kahramanı Amr bin Abduved'in hendeği atıyla aşması üzerine çarpıştılar. Amr'a göre daha zayıf görünümlü olmasına ve Amr'ın küçümsemesine ragmen Ali galip geldi.

Amr'ın, Ali tarafından yenilmesi Medine'yi kuşatan ve bu kuşatmayı destekleyenler arasında üzüntü ve ümitsizlik meydana getirdi. Hendek Savaşı'nın sonucunda Ali'nin bu başarısının önemli bir yeri olduğuna inanılır.

Hayber Savaşı

Hayber Savaşı'nda, ilk iki taarruzu yönetenler(Ebu Bekir ve Ömer) bir başarı sağlayamayınca peygamberin sancağı Ali'ye verdiği, Ali bin Ebu Talib'in de o gün karşı tarafı savunmasına galip gelinmesinde büyük rol oynadığı rivayet edilir.

Bu savaşta Ali Hayber kalesinin kapısını eli ile yıktığı ve bu kapıyı kendisi için kalkan olarak kullandığı söylenir. Hayber kalesinin alınmasıyla Şam Suriye ticaret yolunun güvenliği sağlanmış oldu.

Hz.Muhammed'in vefatı

Ali, İslâm peygamberi vefat ettiğinde 33 yaşındaydı. Peygamberin damadı ve amcaoğlu olması hasebiyle en yakın akrabası konumunda olduğundan defin hazırlıklarıyla ilgilendi.

Bu sırada Ebu Bekir ve Ömer Devlet işleriyle ilgileniyordu.İslam kurallarına göre naaşın defin öncesi yıkanması ve kefenlenmesi işlemlerini bizzat kendisi yaptı.

Devletin başına seçilmesi

632 yılında Hz.Muhammed'in vefatından sonra Müslüman toplumunun başına kimin geçeceği kaygısı baş gösterdi. Müslümanların bir kısmı ilk olarak Ebu Bekir'in halifeliğini kabul ettiler.

Ebu Bekir'den sonra sırasıyla Ömer bin El-Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib'in halifeliğini kabul ettiler.

Bununla beraber bir kısım müslümanlar peygamberin amca oğlu ve damadı olan, çocukluğundan itibaren peygamberin evinde büyümüş ve onu korumak için kendi hayatını tehlikeye atmış olan Ali'nin ilk halifelik için daha doğru bir seçim olduğunu düşünüyorlardı.

Rasulullah, Gadir Hum denilen yerde kendisinden sonra Ali'nin başa geçmesi gerektiğini bizzat söylemiştir. İslâm peygamberi Ali'ye hitaben şöyle demiştir:
"Sen bana oranla Harun'un Musa'ya oranla sahip olduğu mevkiye sahipsin; ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir."

Harun, Musa peygamberin kardeşidir ve kendisine vahiy gelmeyen peygamberlerdendir. Musa ibadet için 40 günlüğüne Sina Dağı'na çekildiğinde, kardeşi Harun'u İsrailoğulları'nın başında bırakmıştır (Araf Suresi, 142. ayet). Bu nedenle İslam peygamberinin bu sözü de Şiilerce Ali'nin hilafet için en uygun ve hak sahibi kişi olduğuna yorulur.

Hilafeti

Müslümanların bir kısmı Ali'nin, kendinden önceki halifeleri kabul ettiğine inanırlar. Bununla beraber kendi halifeliğine kadar hiçbir savaşa katılmayışı diğerlerini halife olarak kabul ettiğine yorulur.

Üçüncü Halife Osman asiler tarafından öldürülünce halk Ali'ye biat ederek onu hilafete seçti. Osman taraftarlarının bir kısmı onun katilini bulana kadar Ali'yi halife olarak kabul etmeyeceklerini söylediler ve Müslüman toplumu ilk kez iç savaşa sürüklendi.

İslam Devleti Ali ve Muaviye önderliğinde ikiye bölündü. Müslüman toplumunu ilk kez iç savaşa sürükleyen bu duruma İslam literatüründe "İlk Fitne" denir.

Ali, 4 yıl 9 ay süren hilafet'i müddetinde peygamberin siretine uyup, hilafet'e inkılap ve kıyam ruhu verdi. Toplumda çeşitli ıslahlara baş vurdu.

Cemel Vakası

Ali bin Ebu Talib, İslam Devleti'nde çıkan karışıklıkları yatıştırmak için Basra yakınlarında ittifak kuran peygamberin dul eşi Ayşe, Talha ve Zübeyr gibi İslamiyetin tanınmış simaları ile savaştı. Ali'nin zaferi ile sonuçlanan savaşta Talha ve Zübeyr öldürüldü.

Bu olay Ayşe'nin devesinin etrafında gerçekleştiği için Arapça cemel (deve) kelimesine atfen Cemel Vakası adıyla bilinmektedir.

Sıffın Savaşı

Irak ve Şam sınırlarında Muaviye ile savaştı. Sıffin Savaşı olarak bilinen bu savaş bir buçuk yıl devam etti. Bu şavaşta Ali tarafları öne geçtiği zaman muaviye Kur'an yapraklarını yırtarak kendi askerlerinin mızraklarının ucuna taktırmıştır.Daha fazla kayıp vermemek ve Ali'nin iyi bir müslüman olmasından faydalanarak savaştan kaçmaya çalışmıştır.Böylece hakem olayı vuku bulur.

Nahrevan Savaşı

Nehrevan adıyla bilinen muharebede Haricilerle savaştı.

Vefatı

Nehrevan Savaşı'nda rakiplerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra, Hariciler'den üç kişi Mekke’de Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı müzakereler yaptıktan sonra Ali'yi öldürmeyi kararlaştırdılar.

Bu üç kişiden Abdurrahman bin Mulcem, Ali'yi öldürmeyi üstlendi ve Kufe’ye hareket etti. Kufe'de bir camiide ibadet ederken Haricilerden Abdurrahman bin Mulcem'in zehirli bir kılıç darbesi ile yaralandı. Bu saldırının amacı Nahrevan yenilgisinin intikamını almaktı.

Halife Ali bin Ebu Talib, Abdurrahman bin Mulcem'in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: “Fuztu ve Rabb’il Ka’be!” (Kabe’nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!). İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü öldü (M.S. 661).

Defnefildiği yeri uzun bir süre yalnızca en yakınları bilmiş, yaklaşık bir asır sonra Cafer-i Sadık mezarının Necef'te olduğunu bildirmiştir.

Hz.Ali ölünce İslam Devleti ve hilafet, 20 yıllığına, uzun yıllar savaştığı I. Muaviye'nin eline geçti.

İlmi

Kaynaklarda Ali bin Ebu Talib'in ilmi üstünlüğünden sıkça bahsedilir. Hz.Muhammed onu ilim şehrinin kapısı; insanların en bilgini; ahkam ilminin en alimi ve ümmete Ehli Beyt'i açıklayan kimse olarak nitelemiştir.

Ali Kuran'ın tüm ayetlerini,ne zaman indirildiklerini ve hangi olayla bağdaştırıldığını ezbere bilmekteydi. Bunda çocukluğunun Hz.Muhammed'in yanında geçmesinin büyük rölü vardır. İslam peygamberi bir hadisinde şöyle demiştir:

“ Ben hikmetin şehriyim, Ali ise kapısıdır. ”

Kendisi ise şöyle demiştir:
“ Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum. ”

yayın : 6 Ağustos 12:35

hazreti ali seyfullah

Yorumlarınız
Adınız


BENZER HABERLER


ÇOK OKUNANLAR
ÖZEL DOSYALAR

/Scripts/lib/jquery-2.0.0.min.js