twitterfacebook

Gündemdeki Gazeteci Banu Güven

gündemdeki gazeteci banu güven
2011 Temmuz'unda NTV ile yollarını ayıran Banu Güven, medyada otosansür tartışmalarının da alevlenmesine yol açtı.

Banu Güven, 1969 yılında İstanbul'da doğdu. 1987 yılında İstanbul Erkek Lisesi'nden, 1991 yılında ise İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Gazetecilikle üniversite yıllarında ilgilenmeye başladı. Çağdaş Yayıncılık'ın çıkardığı Almanca - Türkçe bir dergide çalıştıktan sonra, İsviçreli bir gazeteciyle çalışmaya başladı. Bir İsviçre gazetesinin Türkiye bürosu sorumluluğunu yürüttü. Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde yüksek lisansını yaptı. BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinde üç ay staj yaptı. Kısa süreliğine araştırma görevlisi olarak çalıştı. Milliyet Gazetesi'nde dış haberler servisinde tam kadrolu olarak gazeteciliğe başladı. Bu sırada çeşitli yerleri gezdi, özellikle Ortadoğu'yla ilgilendi. 1997 yılında Milliyet'ten ayrılarak Doğuş Grubu'na ait NTV'ye geçti. NTV belli bir dönem muhabirlik yapan Banu Güven, "Geçen Hafta - Bu Hafta" ve "24 Saat" programlarını hazırladı ve sundu. 2008 yılında Galatasaray Üniversitesi'nde alanıyla ilgili dersler de veren Banu Güven, 2009'dan bu tarafa NTV akşam haberlerini sunuyordu.

12 Haziran 2011 Genel Seçimi öncesi programına konuk etmek istediği Leyla Zana'nın kanal yönetimini tarafından veto edilmesiyle NTV ile yollarını ayırma kararı veren Banu Güven, yaşadığı süreci "Seke seke giderken 'çat' diye duvara çarptım ben" şeklinde özetliyor. Bazı medya kalemşörleri tarafından "muhalif gazeteci" olarak tanımlanan Banu Güven, NTV'den dışlanmasına AK Parti otoritesinin dolaylı etkisinin yol açtığına inanıyor, şöyle ki; 13 Temmuz'da kişisel web sitesinde "Bir Mektup" başlıklı Başbakan Erdoğan'a hitaben kaleme aldığı yazı bunu doğrular nitelikte.

İşte Banu Güven'in kaleme aldığı yazısı:

Sayın Başbakan,

Siz de duymuşsunuzdur belki. Ondört yıl emek verdiğim NTV'den geçtiğimiz günlerde ayrılmak durumunda kaldım. Bu haber duyulduğundan, hatta programı erken tatile sokmamı gerektiren malum sıkıntıları yaşadığım günden beri çevreme 'neden böyle oldu' sorusunun cevabını vermeye çalışıyorum. Yanlış anlamayın, anlattığım kişisel bir mağduriyet hikayesi değil. Ölçülebilir başarı kriterlerini karşılamış olan ve yayında olduğu dönem içinde kanal yönetiminin takdirini alan bir programın ve benzerlerinin gelecek yayın döneminde, en azından bugüne kadar bu yayınları götüren kişiler tarafından yapılmayacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Neden? Bu sadece bizim kurumumuzu ilgilendiren bir durum mu? Sizinle kısa vadede herhangi bir söyleşi yapmam pek muhtemel görünmediğinden yazma ihtiyacı hissettim.

Yaşananlar üzerine farklı kuruluşlarda çalışan meslektaşlarımla konuşuyorum. Onlara neler yaşadıklarını soruyorum. Herkes artık haberciliğin kendi süzgecinden başka bir süzgeçten geçtiğini söylüyor. 'Şimdi o kişiyle konuşmasak' ya da 'Bu yazıyı birinci sayfadan görmesek', 'Haberi çok büyütmesek', 'Duyulmasından hoşlanılmayacak soruyu sormasak'. Bunlar herkesin son dönemde sık sık duyduğu cümleler. Bazı konular da üzerinde hiç yorum bile yapılmadan geçiştiriliyor zaten. Üstelik dinlediklerimin bir kısmı hiç de yeni hikayeler değil. Bugün yaşadıklarımızın bir devamlılığı olduğunu anlatıyor. Bir meslektaşım hatırlattı. 2004'te Pamukova'daki hızlı tren kazasının ardından 'Ulaştırma Bakanı istifa edecek mi?' diye soran gazeteciye, 'Sen hangi gazetedensin?' diye sorup, sonra da had bildirerek konuşmaya devam etmiştiniz. Bence herkesin gözleri önünde yaşanan bu çıkışınız habercilerin özgüveni açısından bir kırılma noktasıdır. Çok kötü bir kazanın etkisinde ortaya çıkan bir tepki deseniz de buna, o zor ama göğüslenmesi gereken soruya verdiğiniz cevap da başka bir 'kaza' olmuştu. Tamam, bunun üzerinden yıllar geçti, ama zedelenen o özgüveni tamir edecek yaklaşımlarla karşılaşmadık. Bundan birkaç yıl önce yabancı bir yetkiliye sorulan sorudan nem kapan bir hükümet üyesinin, muhabiri çalıştığı kurumun sahibine doğrudan şikayet etmesinden mi söz edeyim, yoksa ana akım medyadan başka bir meslektaşımın telefonda 'Bu iş artık katlanılır gibi değil' derken sesinin titremesinden mi? Yoksa birçok meslektaşımın 'Ama ayrıntıları telefonda konuşmayalım' demesinden mi? Haber toplantılarında sizin duymaktan hoşlanmayacağınızın düşünüldüğü ya da bilindiği konuların gündemin alt sıralarına itilmesinden mi ya da bizim gazeteci tabirimizle, hiç görülmemesinden mi? Toplumsal olaylarda biber gazı ve cop devreye girdiğinde, 'ağır kaçabilecek' bazı görüntülerin ayıklanmasından mı? Yanlış anlaşılmasın, sadece eski kanalımda değil, yine duyduklarıma dayanarak söylüyorum, başka kanallarda da haber spotları yazılırken defalarca düşünülmesinden ya da bazı anahtar kelimelerin kullanım dışında tutulmasından mı? Biliyorsunuz, buna otosansür deniyor. Sansür canavarı haber merkezlerine gelip kuruluyor. Zaten siyasi kültüründe biat etkisi kuvvetli olan, mesela darbelere yıllarca 'müdahale' deme kibarlığında yaklaşmış bir toplumda ve medyasında, otosansürün kendisine yer açması hiç zor değil. Yani durum hiçbir yayın kuruluşunda pek farklı değil, ama belki farklı farklı idare ediliyor. Her yayın kuruluşunun ait olduğu grubun karnının yumuşaklık derecesine göre reaksiyon verdiğini görüyoruz. Başka alanlardaki yatırımların, girişimlerin ya da sermayenin kazaya uğrama riski sınırlarımızı belirliyor, zaman zaman iyice geriye çekiyor. Şunu da söylemek gerek. Türkiye'de medya benzer tecrübeleri daha önce de yaşamış ve tökezlemiş bulunuyor. Doksanlı yıllardan başlayarak çok sayıda örnek verilebilir.

Biz de NTV'de, son dönemde bütün basın gibi belli bir 'frekans' dahilinde bir ortalama tutturmaya çalışarak habercilik yapmaya devam ettik. Yani ana akım medya ortalamasına kıyasla sapmaların olduğu yayınlar yaptık, dokunulması pek tercih edilmeyen konulara, yayına alınması pek tercih edilmeyecek konuklara da yer verdik. Ama sonra koridor iyice daraldı ve tavan da basıklaştı. Tam kırılma seçimin hemen öncesine denk geldi. 'Neden böyle oldu' sorusuna bir cevap bulmak için, Mayıs ayına kadar biraz geriden gelerek bakmak faydalı olabilir. Görebileceklerimizin yanında asla bilemeyeceklerimiz de var tabii. Her neyse, bizim daha çok oyumuz var, o halde daha çok konuşma hakkımız olmalı anlayışıyla bize yayıncılık ilkeleri yeniden öğretilmeye çalışıldı. Buluttan nem kapabilecek bir iktidar endişesi gelip üzerimize çöktü. Sorabilirsiniz, 'acaba benzeri tepki ve talepler hiç muhalefetten yansımadı mı' diye. Evet, yıllar içinde muhalefetten de zaman zaman benzer yaklaşımlarla, bazen boykot olarak adlandırabileceğimiz tepkilerle karşılaştık. Ama arada sonuç açısından ufak bir fark var. İktidarla karşı karşıya kalmanın farkı.

Ak Parti'yi seçim başarılarından dolayı tebrik etmek gerekiyor. Haklısınız muhalefetle birlikte, size oy vermeyenler de partinizin iki seçmenden birinin oyunu neden aldığını oturup düşünmeli. Hakkınızı teslim etmeli, ama teslim olunması beklenmemeli.

Siz seçimden sonra yaptığınız balkon konuşmasında, "Milletimizden aldığımız güçle, yetkiyle demokrasi daha ileri standartlara kavuşacak, özgürlükler çok daha genişleyecek, herkes kendisini çok daha rahat ifade edecektir. Bütün kardeşlerimin, 74 milyonun böyle bir gönül huzuru içinde olmasını yürekten temenni ediyorum" demiştiniz. Seçim öncesinde bu konuda bambaşka bir anlayışın sert ifadelerini kullanmış olmanıza rağmen, bugün itibariyle ortaya çıkan somut bilgiler bu kadar yıldır kimsenin çözmediği Kürt sorununun sizin iktidarınız döneminde çözülme olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor. Aldığınız yüzde 50 oyla bu sorunu korkmadan çözebilecek bir konumdasınız artık. Bu durum heyecan yaratıyor. Bunlar olurken, bir taraftan da tohumları sizler tarafından atılan otosansür nedeniyle bugün karşılaşmış olduğumuz sorunların, mesela benim Leyla Zana'yı çıkaramamış olmamın, Vedat Türkali'nin söylediklerinin sonuçları ne olur endişesinin ya da Ertuğrul Mavioğlu'nun Murat Karayılan'la konuştuğu için yargılanmasının trajikomikliğini yaşıyoruz. Bu sorun çözülünce herkes size müteşekkir olacak. Ama demokratikleşme Kürt meselesinin çözülmesinden ibaret değil elbet. Başörtüsü meselesinden, Aleviler'e eşitlik tanınmasına, suya erişim hakkından, Ahmet ile Nedim'in meslektaşlarının ve kamuoyunun vicdanını yaralayan tutukluluklarına kadar uzun bir liste belirliyor bizim demokrasiye dair notumuzu. Yeni Anayasa çalışmaları bu notun belirleneceği sınav olacak. Yeni Anayasa için vadettiğiniz özgürlüklerin Ceza ve Terörle Mücadele kanunlarında ve özel yetkili ceza mahkemeleri ve savcılarının 'özel' tasarruflarında yansımasını bir an önce bulması da gerek. Seçim, Siyasi Partiler, Dernekler ve Sendikalar, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri kanunları da belki anayasa çalışması bitmeden bu vaatlerle uyumlu hale getirilebilir. Sözünü verdiğiniz ifade özgürlüğünün her alanda hayata geçmesini bekliyoruz. Haberciler olarak içinde bulunduğumuz tablonun bu derece karanlık olmasından sizler kendinizi doğrudan sorumlu tutmuyorsanız, en azından neden böyle bir algının oluştuğunu, nerelerde hata yapıldığını tahlil etmeniz, tespitlerinizi de iletişim içinde olduğunuz medya patronlarıyla ve yönetimleriyle tartışmanız belki somut sonuçlar verebilecek iyi bir başlangıç olabilir.

Saygılarımla.

Banu GÜVEN

yayın : 15 Temmuz 11:15

banu güven ntv doğuş grubu

Yorumlarınız
Adınız

Yorumunuz gösterilemiyor : Yazım kuralları hatası...

Çarşamba, 16 Ocak

Yorumunuz gösterilemiyor : Yazım kuralları hatası...

Pazar, 26 Ağustos

duruşun ve cesaretin çok önemli bunları asla kabetmemen dileğiyle

Perşembe, 9 Ağustos

Yorumunuz gösterilemiyor : Yazım kuralları hatası...

Perşembe, 10 Mayıs

FAŞİST VE IRKÇILARIN DÜŞMANI KARDEŞLİK, BİRLİK VE BERABERLİĞİN ÇİMENTOSU VE GÜVENCESİ BANU GÜVEN ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN

Cuma, 4 Mayıs

özgür insan hiç bir şeye boyun eğmeyen kardeşim çok cana yakın ve iyi bir insansın tebrikler

Cuma, 4 Mayıs

sayın banu güven gelin vanda adayınızı koyun bize vekil olun

Cuma, 4 Mayıs

BAYAĞI Bİ PALAVRA SALLAMIŞSIN ECNEBİ HANM.....

Perşembe, 19 Nisan

Hainin tekiymis. KINIYORUM. Beter olsun

Salı, 20 Mart

artık kalmadı senin gibi dürüst bir gazeteci helala olsun sana bu zalimlerin karşısında allah yardımcın olsun seni çok seviyoruz

Pazartesi, 19 Mart

SAYIN BANU GÜVEN ÖZGÜR DÜŞÜNDÜĞÜ İÇİN VE ÖZGÜRLÜKTEN YANA BİR TAVIRLA BİZ ŞIRNAKLI LARIN GÖNLÜN ALMŞTR HAYATINDA BAŞRILR DİLERZ

Çarşamba, 15 Şubat

Yorumunuz gösterilemiyor : Yazım kuralları hatası...

Pazar, 12 Şubat

sayın banu güven seni çok seviyoz sen yoksan bizde ent haberlerini izlemiyoz

Pazar, 12 Şubat

banu hanımın görüşlerine tamamına katılıyorum çok cesur bir ifade tebrikler.

Pazartesi, 2 Ocak

hic bu ülkede cesur bir tv, gazete yokmuuuuu nedir bu ya nerde yasiyoruz helel sana

Pazar, 20 Kasım

Sen birtanesin

Pazar, 20 Kasım

Yorumunuz gösterilemiyor : Yazım kuralları hatası...

Pazar, 13 Kasım

seni zaten seviyoduk tanıdıkça daha çok seviyoruz

Cuma, 28 Ekim

sen türkiyenin kazancı kürt halkının başının tacısın

Cuma, 28 Ekim

Yorumunuz gösterilemiyor : Yazım kuralları hatası...

Cumartesi, 3 Eylül




ÇOK OKUNANLAR
ÖZEL DOSYALAR

/Scripts/lib/jquery-2.0.0.min.js