Savaşın Ortasında 'Çocuk' Olmak

Yazıcı Görünümü 4/23/2019 5:51:01 AM -
url
http://www.on5yirmi5.com/haber/guncel/dis-politika/20213/savasin-ortasinda-cocuk-olmak.html

Bosna Hersek katliamı! Avrupa'nın ortasında yaşanan bir insanlık dramı! İşte bu insanlık suçuna tanık olmuş bir isimle birlikteyiz, Amina Şeçeroviç...


Savaşın Ortasında 'Çocuk' Olmak

bosna hersekRöportaj: Pınar Yıldız

Bosna Hersek, tarih boyunca hep arada kalan ülke! Doğuyla batının, kuzeyle güneyin, Ortadokslukla Katolikliğin, Faşizmle Komünizmin arasında…

Arada kalmanın getirdiği seçme mecburiyetiyle hep çıkış yolu ararlar kendilerine… Ama kendilerine sunulan 2 yoldan birini seçmediler asla… Bosna tarih boyunca arada kalmaktan hep kendi seçenekleri olan 3. yolla çıktı!

3. yol Boşnakların kader çizgilerinin de adı oldu… Ne boyun eğdiler ne mazlum ezdiler! Takvimler 1992’yi gösterdiğinde Sırplar Boşnakların önüne 2 seçenek sundu. Ya büyük Sırbistan’ın bir parçası olmak ya da bağımsızlığı seçip çıkacak savaşta yok olmak! Boşnaklar tarih boyunca yaptıkları gibi yine 3. yolu seçtiler: Direnmek!

Ve bu 3. yol onlar için 3 yıldan fazla sürecek olan savaşın, kaybedileceklerin, ateşlerin, bombaların, açlığın ama sonunda direnerek elde tutulan toprakların ve bağımsızlığın yolu oldu!

bosna hersekBosna Hersek katliamı ve bu katliamın ortasında çocuk olmak… İşte bugün o anlara yaşayarak şahit olmuş bir isimle röportaj yapıyoruz; Amina Şeçeroviç… Şimdi Bosna Hersek’in Oslobodjenje gazetesinin Türkiye muhabiri Amina ve İstanbul'da yüksek lisans öğrencisi. Arkadaşları ona Türkiye'de Emine diyor.

Amina, savaşın ortasında 10 yaşında bir çocuk! Şu an Gazzeli çocukları en iyi anlayanlardan biri o. Tesadüfen eline geçen bir çikolatayı abisiyle paylaştığında kendisine düşen parçayı üzeri beyazlayana kadar nasıl sakladığını ve ip atlamak yerine okul yolunda, karşı dağda olan Sırp keskin nişancılarından saklanma oyununu oynadıklarını anlatıyor. Bize nasıl uzak bir macera gibi gelse de bunlar, bugün tam da şu an bunları yaşayan çocuklar olduğunu biliyoruz ve devam ediyor Amina, hayatı öyle kabul ediyorsun diyor, çünkü sadece o hayatı biliyorsun!

Bu psikolojiyi yaşadıktan sonra sahip olmadıklarım için ise üzülmüyorum, çünkü onlarsız da yaşayabileceğimi biliyorum…

Ve savaşta inanç, inat ve umut vardır diyor…

Biz de Amina’yla savaşı, savaşta çocuk olmayı, Gazze’de yaşananları ve umudu konuştuk… İşte bir savaşın bir hayattaki izleri…
 

amina şeçeroviçEmine Hanım öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Bosna’da doğdum büyüdüm. 1993 yılında başlayan savaşla birlikte ilkokula adım attım. 1995 yılında, savaşın sonlarına doğru, büyük zorluklarla dolu bir yolculuktan sonra, annemle beraber Türkiye’ye geldim. Tek kelime Türkçe bilmeden ilkokula İstanbul’da devam ettim. İki yıl kaldıktan sonra tekrar Bosna’ya döndüm ve eğitimime devam ettim. 2004 yılında üniversite okumak için tekrar İstanbulla buluştum ve son 6 yıldır İstanbul’dayım. İstanbul Üniversitesi, İletişim Fakültesi Gazetecilikten mezunum. Son üç yıldır da, Türkiye’de bir yabancı basın mensubu olarak mesleğime başladım. Bosna Hersek’in Oslobodjenje gazetesinin Türkiye muhabiriyim. Şu an Bahçeşehir Üniversitesi'nde Pazarlama İletişimi ve Halkla İlişkiler üzerine yüksek lisans yapmaktayım.

Şu an Gazze’deki insanları en iyi anlayanlardan biri sizsiniz… Bu ancak yaşanarak anlaşılabilecek bir şey. Bize biraz bu psikolojiden bahseder misiniz?

Kesinlikle öyle. Gazze’de yaşananları anlatmak zordur, TV’den gördüklerimiz de yetmiyor, çünkü asıl yaşanan zorlukları hissedemiyoruz ekranlardan. Gazzeliler dünyadan kopuk yaşıyorlar, aynı savaş döneminde Saraybosna’da bizim yaşadığımız gibi. Sesinizi duyuramıyorsunuz, aylar yıllar geçiyor öldürülüyorsunuz ve artık ‘’Dünya bizi unuttu’’ diyorsunuz. Ve Mavi Marmara Gemisi gibi, ufak bir ses duyduğunuzda tekrar bir umut yakalıyorsunuz. Unutulmadığınızı anlıyorsunuz, birileri sizi biliyor duygusuna kapılıyorsunuz ki bu tutunduğunuz o umuttur. Başka bir şansınız da olmuyor çünkü kuşatma altındasınız. Hiçbir çıkışınız yok. Saraybosna, 1400 gün kuşatma altında kalarak, tarihteki en uzun kuşatmalardan birini yaşadı. Fakat şu an o rekoru Gazze kırdı. Öyle bir şey ki, zaman geçtikçe artık o hayatı normal kabul ediyorsunuz. Aç, susuz, elektriksiz, bombalar kurşunlar altında, her yerde kan… Çünkü yıllar geçiyor ve siz artık asıl normal hayatı unutmaya başlıyorsunuz.

bosna hersek katliamıBosna Savaşı sırasında gönderilen yardımlar elinize ulaşıyor muydu?

Yardımların bir kısmı ulaşıyordu sadece. Eğer tamamı ulaşsaydı, o kadar aç kalmazdık. Türkiye’den gönderilen un yardımı, Hırvatistan’da denize döküldü, diğer malzemeler de Hırvatistan pazarlarında satıldı. Nasıl ki şimdi İsrail Gazze’ye sadece yardımların bir kısmını gönderiyorsa, bizde de durum öyleydi. Amerika’nın gönderdiği yardımlar geliyordu. Dört yıl boyunca pirinç ve makarna yedik... Bu yüzden bugün ailece pilavı sevmeyiz, çünkü yediğimiz tek şey oydu. Ayrıca o yardımların içinden böcekler çıkardı, konservelerin son kullanım tarihi geçmişti, hepsi bayat ve bozulmuştu. Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde aslında ne kadar yardımın gönderildiğini anladım. Fakat maalesef bize bu yardımların çok küçük bir parçası ulaştı. Sırpların eline geçen, Hırvatların eline geçen, onlarda kalıyordu.

Şu an Bosnalılara ve dünyadaki diğer insanlara Bosna’da yaşananları unutturma politikası izleniyor mu?

Evet, izleniyor. İstenilen ölçüde etkili değil tabii. Çünkü yaşanılan şeyler o kadar ağır ki unutturmak kolay değil. Fakat “geçmiş geçmişte kalsın, geleceğe bakalım” politikası izleniyor. Belki günümüzde kendimizi güvende hissetsek geleceğe bakabilirdik, tabii yine geçmişi unutmadan... Ama Bosna'da bugün de tamamıyla kendimizi güvende hissetmiyoruz. Sırbistan şimdi daha sakin bir politika izliyor olabilir ama örneğin internette Sırp sosyal medyasına baktığınız zaman, Sırpların düşüncelerinin 1993’tekilerle aynı olduğunu görüyorsunuz. Elbette hepsinin değil ama büyük kısmı öyle. Ve öyle olduğu sürece bizim korkumuz da devam edecektir. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” durumu… En çok “geleceğe bakalım” mantığıyla geçmiş unutturulmaya çalışılıyor. Günümüz böyle iken, geleceğe bakmak zor.

amina şeçeroviç

Bosna’da yaşananları taze tutmak ve unutturmamak için özellikle Bosnalı sanatçılara önemli görevler düşüyor. Bosnalı sanatçılar bugüne kadar savaşla ilgili ne gibi eserler verdiler?

Elbette, bu görev sadece sanatçılara değil, hepimize düşüyor. Ama geniş kitlelere kolayca ulaşabildikleri için, sanatçıların daha fazla sorumluluk sahibi olduklarını düşünebiliriz. Bugüne kadar en çok eser veren alanlardan biri sinemadır. Oscar ödülünü kazanmış No Man’s Land filmi, Savrşeni krug - Kusursuz çember, Grbavica – Esma'nın Sırrı, Snijeg – Kar, Kod amidze İdriza – İdris amca, Gori vatra – Ateş yanıyor… Filmin dışında kitap konusunda özellikle söylemem gereken Senad Hacifeyzoviç’in “Rat uzivo” (Canlı Yayında Savaş) kitabıdır. Savaş boyunca Bosna’nın bir TV kanalında savaşı canlı haber olarak sunan Senad, o dönemden kalan kayıtları kullanarak bu kitabı çıkartmıştır. Haberlerin 24 saat boyunca sürdüğü de olmuştu, bu yüzden sıradan haberler değillerdi. Dünya tarihinde belki de ilk kez bir ülkenin cumhurbaşkanın rehin alındığı canlı yayında duyurulmuştu ki, o da rahmetli Aliya İzzetbegoviç’ti. Diğer kitaplar, şarkılar, şiirler elbette var. Ama yeterli mi diye sorarsanız, bence değil. Çünkü o dört sene, biz kuşatma altındayken, dünya ne yaşadığımızı bilmiyordu. Şimdi o dört seneyi duyurma zamanı.

Savaş’ta çocuk olmak, başlı başına incelenmesi gereken bir nokta… Siz de savaş sırasında çocuktunuz. Bize bu psikolojiden, çocuk gözüyle savaşın nasıl algılandığından ve bunun hayatın diğer yıllarına nasıl yansıdığından bahsedebilir misiniz?

bosna katliamıSavaş başladığında 7 yaşındaydım dediğimde “İyi, küçüktün hatırlamıyorsun” diyenler oldu. Tam tersi, her gününü dünmüş gibi hatırlıyorum. Çünkü yaşadığınız şey hayatınızda yaşayabileceğiniz en zor şeylerden biri kesinlikle. Saklambaç, ip atlamak gibi şeylere vaktim olmadı. İlkokul birinci sınıfta hatıra fotoğrafı da çektirmedim. O zaman onun eksikliğini hissetmedim, çünkü ben hayatı savaşla tanıdım. İp atlamak yerine okul yolunda, karşı dağda olan Sırp keskin nişancılarından saklanma oyununu oynadım. İlk başta kötü bir şeylerin olduğunu anlıyordum fakat aylar, yıllar geçince bombaları, füzeleri, kurşunları, kanı normal olarak kabul etmeye başladım. Bomba düştüğünde yere atlamanın, sürünerek gitmenin, kurşunlara hedef olmamak için zikzak çizerek koşmanın normal olduğunu kabul ettim. Yıllar geçiyor bir şey değişmiyor ve artık öyle yaşayacağınızı kabul ediyorsunuz. “Çikolata, dondurma isterim” diye tutturmuyordum çünkü onun varlığını bile unutmuştum. Savaşın izlerinden kurtulmak imkânsız... Hâlâ varlar, havai fişeklerden nefret ederim. Ama şimdi, yaşadığım şeyler yüzünden, hayata çok farklı bakıyorum ve sımsıkı tutuyorum ucundan. Fakat, bugüne gelmek için, savaştan sonra belli bir dönem gerekiyordu. Psikolojik olarak tüm yaşanılanları, kayıpları atlatmak için… 1993 yılında evimize üç bomba düştü, bir iki ay sonra çok bağlı olduğum büyük abim Sinan şehit oldu. Ve o dört yılın tamamı... Atlatmak kolay olmadı, hayatı öyle bombalarla, kanla tanıdım, sonrasında onun normal olmadığını gördüm. Bir gürültü olduğunda, kendimi yere atmamın gerekmediğini yıllar içinde kabullendim.


Gazze’ye yardım için yola çıkan Mavi Marmara Gemisi’nin durumuna Bosnalıların bakışı nasıl?

Şimdi bizden destek zamanı, dedik. Orada yaşanılanları çok iyi anlıyoruz, o geminin Gazze için ne demek olduğunu biliyoruz. O sadece yemek, tıbbî yardım vs. değildi. O, hayata tutunmak için bir sebepti Gazze’deki insanlara. Bosna’da da Türkiye’ye, Gazze’ye destek ve İsrail’i protesto için eylemler yapıldı. İnsanlar Türk ve Filistin bayraklarıyla sokaklara çıktılar. Medyada geniş yer aldı. Cumhurbaşkanlığından ilk gün saldırıya kınama açıklaması yapıldı. Dünyanın tekrar nasıl bir katliamı seyrettiğini görüyoruz ve biz de böyle seyredildik, anlıyoruz. Türkiye’nin yaptıkları çok önemli ki, küçük de olsa sonuçlarını görüyoruz. Geçenlerde, 2008’den beri ilk kez Gazze’ye meyve suyu ve reçel girdi. Bu şimdi bize önemsiz görülebilir çünkü istediğimiz anda, istediğimiz meyve suyunu alabiliyoruz. Ama yıllardır onu görmeyen, tatmayan insanlar için o, meyve suyundan çok daha ayrı bir şey. Bu yüzden, bizler de Bosnalılar olarak, duyarsız kalamazdık.

Emine Hanım çok teşekkür ediyoruz…

Rica ederim, Bosna’da yaşanılanlara önem verdiğiniz için, ben size teşekkür ederim.

Bosna hersekSırbistanKatliamAmina şeçeroviçSavaşAliyaPınar yıldız

kaynak : on5yirmi5.com
Mobil sayfa : Savaşın Ortasında 'Çocuk' Olmak mobil ekran
Modern sayfa : Savaşın Ortasında 'Çocuk' Olmak
Kısa adres : http://www.on5yirmi5.com/20213